Bu Blogda Ara

ana akım medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ana akım medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2014 Cumartesi

Medya Gündemi Yansıtır mı Belirler mi?


Medya gündemi kavramını kısaca, birim zaman içerisinde medyada yer alan olaylar ve sorunlar toplamı olarak tanımlayabiliriz. Gündem belirlemeyi ise medya ve kamu arasınki ilişkiden oluşan bir süreç olarak değerlendirebiliriz. Bernard Cohen’in “Medya ne düşüneceğimizi söylemede başarılı olmayabilir, fakat ne hakkında düşüneceğimizi söylemede son derece başarılıdır” söylemi hala geçerliliğini korusa da yeni araştırmalar medyanın ne düşünmemiz gerektiği yönünde de son derece etkili olduğunu göstermektedir.

Gündem belirlemede karşımıza iki kavram çıkıyor. Bunlar; somut gerçeklik ve medyanın yarattığı gerçeklik. Medya hiç bir zaman var olmayan bir konuyu, toplumsal olayı yokmuş gibi gösteremez. Buna dair çabaları olsa da sosyal medyanın varlığı sayesinde bunu sağlaması günümüzde artık neredeyse imkansız. Tam aksi olarak gerçek olmayan bir konuyu / olayı varmış gibi göstermesi de oldukça zor. Bu tür girişimleri günümüz medyasında görsek de çabalarının kısa sürdüğünü söylemek doğru olacaktır. Medya ‘var etmek’, ‘yok etmek’ kavramlarını yapamıyor olsa da, bir olayı, konuyu halkın gündeminde pekiştirmek ya da zayıflatmak konusunda oldukça etkilidir.

Medya gündem oluştururken elindeki bilgi havuzunu nasıl kullancağına karar verme lüksüne sahiptir. Medya, siyasi, ekonomik ya da toplumsal bir çok etkiyi göz önünde bulundurarak haberin manşette mi, arka sayfalarda mı yer alacağına ya da hiç yer almayacağına karar verebilir. Resmi olarak ‘sansür’ yokmuş gibi gözükse de medya kendi çıkarları konusunda otosansür mekanızmasını harekete geçirmektedir.

Gündem belirlemeye yönelik bir çok örnekle karşı karşıya kalıyoruz. Geçtiğimiz aylarda yaşadığımız Gezi Olayları sırasında medyanın takındığı tavır ve gündem belirleme çabası bu konu için paha biçilmez bir örnektir. 

Gezi Olayları’nın başladığı ilk günlerde medya adete üç maymunu oynuyordu. Ölümler, yaralanmalar ve büyük çatışmaların yaşandığı, İstanbul’dan başlayıp tüm Türkiye’ye yayılan bu toplumsal olay ana akım medyada nerdeyse hiç yer almıyordu. Haber alma kaynağı çok büyük oranda ana akım medya olan anadolu’nun büyük bölümü hatta İstanbul’da dahil olmak üzere olaylara dair en ufak bir şey bilmiyorlardı. Olaylardan sadece bir kaç tematik medya organının 24 saat süren yayınlarını izleyen ve sosyal medya kullanan insanların haberdar olması bu olayların ne kadar büyük bir toplumsal etkiye sahip olduğu değerini düşürmüyordu. 

Daha önce de bahsettiğim gibi ana akım medya hükümet kanadından aldığı ‘görünmez’ sansur baskısı ile olayları çok farklı göstermekteydi. Kimi medya kuruluşları sanki olaylar hiç olmamış gibi davranıyorlardı. Fakat olayların hızla büyümesi ve sosyal medya’da çığ gibi büyüyen bilgi medya’nın da duruma kayıtsız kalamamasını sağladı. Bu medya var olan gerçekliği yokmuş gibi gösteremez sözüne önemli bir örnektir. Fakat medya bu kayıtsız kalamama durumunu da yine kendi istediğini şekle sokmuş ve gerçekliği çarpıtarak halka sunmuştur.

Gündem belirlemedeki en önemli unsurlardan biri de tekrardır. Yine Gezi Olayları’nda sıkça gördüğümüz tekrar olgusu toplum üzerinde büyük etkiye sahip. İnsanların öldüğü, bir şeylere ses çıkarmak istediği toplumsal bir haykırış, siyasilerin olayları çarpıtarak hiç olmamış olayları varmış gibi gösterip sürekli tekrar etmesiyle sanki basit bir anarşist eylemmiş sürü verilmeye çalışılmıştır.

‘Camiye ayakkabıyla girdiler’, ‘Benim türbanlı kardeşime saldırdılar’ ve ‘Devletin Polisine taş attılar’ gibi, görüntülerle, olayların içinde birebir bulunmuş kişilerin (cami müezzini) demeçleri ile kanıtlanan ve yalanlanan olaylar medyanın ısrarlı tekrarları ile halkın gündemine oturmuş ve insanların nasıl düşünmesi gerektiği belirlenmiştir. 

Gündem belirlemeyi sadece bu tip siyasi ya da toplumsal olaylara sınırlamamak gerekir. Medyada ‘halk bunu talep ediyor’ diyerek bir kolaya kaçma durumu mevcut. Gerçek gündem insanları daha fazla ilgilendiren, belki de insanların daha fazla bilgi sahibi olmalarına neden olacak olgulardan oluşmasına rağmen medya, insanların daha fazla aydınlanmasını istemediğinden ya da kendi gelirlerine daha az katkı sağlayacağını düşündüğünden kendi istedikleri gündemi halka empoze etmeyi tercih etmektedirler. 

Medyanın organlarının gerçek medya mensuplarının sahip olduğu kurumlar olması geçmişte kalan bir durum. Günümüzde medya organlarını yönetmek oldukça fazla sermaye gerektiriyor. Bu da büyük holdinglerin başındaki iş adamlarının medya kurumlarını satın almaları ile sonuçlanan bir gerçeğe dönüşmüş durumda. Bir çok alanda faaliyet gösteren holdingin bir parçası olan bu medya organları, toplumun zararına olan, toplumun aslında gündeminde bulunması gereken gerçeklikleri sansürlemekte ve halkı yönlendirerek başga gündem yaratmaktadır. Örneğin Kaz Dağlarında altın araması yapan bir holging şirketi aynı holdinge bağlı medya organı tarafından kesinlikle haber olmuyor ve çevre katliyamı medya organında yer almıyor. Bu durumda sadece çevre halkının verdiği bölgesel bir tepki olarak kalıyor ve toplumun diğer kesimleri tarafından görülemiyor.

Hem akademik bilgiler hem de yaşanmış örnekler doğrultusunda rahatlıkla ifade edilebilirki medya gündem belirleme konusunda oldukça etkili bir güce sahip. Gündem belirleme etkisini göz önüne aldığımızda medyayı ne küçümsemeli ne de sahip olduğu güçten fazlasına sahip olduğunu düşünmeliyiz. Medyayı, Yasama, Yürütme ve Yargı’nın ardından dördüncü güçmüş gibi göstermek doğru olmasa da sahip olduğu etkiyi mutlaka görmeli ve buna göre yorumlamalıyız.

Sevgiler,

Serhat Öz

26 Aralık 2013 Perşembe

#SosyalMedya Nasıl Tarihin Akışını Değiştirebilir?


Blogumda hem özgün yazılarda hem de Yeni Medya Okulu'ndan aldığım notlarda sıkça görebileceğiniz bir şey sosyal medyanın geleneksel medyayı nasıl geri dönülmez bir şekilde geri plana atma gücüne sahip olduğunu. 

Clay Shirky sunumunda iletişim ağlarının tarihsel gelişiminden günümüzdeki sosyal haline nasıl evrildiğini anlatıyor.

Shirky, iletişim devrimlerini dört başlıkta toplayor: Matbaanın icadı, Telefon ve Telgraf, Fotoğraf ve Ses Kaydı son olarak Radyo ve Televizyon. Bunların ilk üçünün tekten teke, radyo ve televizyonun tekten çoğunla şekilde iletişim ağlarına sahip olduğundan bahsediyor Clay Shirky. Sosyal medyanın bunlardan çok daha farklı ve çoktan çoğula modeli ile sınırsız bir ağ kapasitesine sahip olduğunu ayrıca iletiyor.

Ek olarak, sunumda medyanın sosyalleşmesi ile birlikte artık her medya tüketicisinin birer medya üreticisi olduğundan, baskıcı toplumlarda insanların yeni medya ile nasıl bariyerleri yıktığından ve sayılamayacak kadar çok kişinin birbiri ile ağ kurmasından bahsediliyor.

Bir çok güzel örneğin olduğudu bu harika sunumu izleyin eminin çok beğeneceksiniz.

Sevgiler,

Serhat Öz


20 Aralık 2013 Cuma

Sosyal Medya ve Cinsiyetin Sonu


TED 'de gezinirken karşıma ilginç bir video çıktı. Sosyal Medya ve Cinsiyetin Sonu. Johanna Blakley sunumunda sosyal medya'nın kişilerin demografik özelliklerini ve cinsiyetini ortadan kaldırdığından geleneksel medya'nın hala bu iki kavrama 'reklam verenler yüzünden' takılıp kaldığından bahsediyor.

Geleneksel medya'nın, sosyal medya'nın sahip olduğu avantajların farkında olmadığına dair harika bir sunum. Umarım beğenirsiniz.




Sevgiler,

Serhat Öz

8 Aralık 2013 Pazar

#YeniMedyaOkulu 3 - Vatandaş Gazeteciliği II Doğrulama Araçları


Yeni Medya okulunda 3. haftayı da bitirdik. Bu hafta Vatandaş Haberciliğine devam ederken, Columbia Üniversitesi'nde doktorasına devam eden Burcu Baykurt'tan vatandaş haberciliğinde doğrulama araçları nedir nasıl kullanılır onları öğrendik.

Haftanın notlarından kısaca bahsedelim:

140journos ekibinden Engin Önder ve Cem Aydoğdu, vatandaş haberciliğinde 140journos'un tarafsızlığını korumak için dikkat ettikleri konulara tekrar bilgi verdiler. Yaptıklarına yurttaş gazeteciliği demek yerine vatandaş haberciliği demelerinin edenlerini, vatandaş kelimesinin fonetik olarak insanlara daha sempatik ve tarafsız geldiğinden bahsettiler.

Sosyal Medya'nın yapısı gereği suistimale çok açık bir mecra olduğu ve 140journos'un da içinde bulunduğu vatandaş haberciliği yapan sitelerin hatalı örnekleri üzerinde duruldu.

Saat ve hashtag kullanımının önemine bir kez daha değindik bu hafta. Faydalarını da twitter üzerindeki örneklerden daha net görmüş olduk. Bunların yanı sıra Vine 'ın akıllı telefon kütüphanelerininden video yüklenmesine izin vermemesinin kendisini otomatik olarak doğrulayan bir platform olduğunu ve ikinci bir doğrulamaya gerek kalmadığını üzerine konuştuk.

Bunların ardından Burcu Baykurt ile Google Hangouts aracılığı ile 'Doğrulama Araçları' üzerine yapacağımız görüşmeye başladık.



Yeni Medya konusunda önemli çalışmalara imza atan Burcu Baykurt vatandaş haberciliğinde de kullanılabilecek çevrimiçi doğrulama araçlarını uygulamalı olarak anlattı.

Bunlar:

Burcu Baykurt'un aktardığı bilgilerden ilgi çekici bir kaç notumu da aktarmak istiyorum:

  • Sosyal medya'da habercilik yapmanın en kolay, aynı zamanda en zor yanı belli kuralları olmaması.
  • Sosyal Medya'da yapılan her içerik bundan sonraki kullanıcılar için bellki kurallar oluştuyor.
  • Türkiye'deki medyanın sorunu sadece yandaş olması değil. Türkiye'de çok zayıf bir habercilik kültürü var.
  • Gezi Olaylarında gördük ki ana akım medya'da 10 kişi bile çıkmadı yerinde haber yapan. Bunu okuyucalar sorduğunda da 10 isim bile alamadığını belirtti sahaya çıkıp haber yapan.
  • Haber doğrulama ile kaygıların sadece sosyal medya'ya karşı olması çok yanlış. Hata yapmak bu işin doğasında var ve geleneksel medya'nın yaptığı haberlerinde doğrulanmaya ihtiyacı var.
  • Doğrulama araçları üzerinde pazarda büyük bir açık var ve girişimcilerin bunu değerlendirmeli.
Araçlar dışında, doğrulama konusunda kendimizin yapabileceği şeyler hakkında detaylı olarak konuştuğumuz 4 ana nokta vardı.

Bunlar;
1. Lokasyon
2. Bilginin kimden geldiği.
3. İçerik
4. Bağlı bulunduğu ağ

Bu dört başlığı burda detaylı olarak yazmayacağım ve Burcu Baykurt'un vatandaş haberciliği yapmak isteyenler için önemli bir cümlesi kendisinin aktardığı bilgileri sonlandırıyorum:)


'Haber yapmadan önce, patronunuza ve okuyucunuza sorumlu bir haberci gibi düşünün. Tabii patorunu düşünmek kovulmaktan korkmak değil sorumlu haber yapmak için. Haberci olmayı da Türkiye'deki gibi değil dünyaki örnekler gibi düşünün.' :)


Görüşme bittikten sonra 140journos ekibinin Hakkari'de gerçekleştirilen cenaza törenininin gelen bilgileri doğrulayarak nasıl haberleştirdiğini canlı olarak izleme fırsatı bulduk. Bu da sanal bir uygulama yerine gerçek bir haberin nasıl yapıldığını görmek açısından çok daha iyi bir deneyimdi.




Görüşmek üzere...

Sevgiler,

Serhat Öz


2 Aralık 2013 Pazartesi

#YeniMedyaOkulu 2 - Vatandaş Gazeteciliği I


Yeni Medya Okulu'nda 2 haftayı da bitirdik. İkinci hafta ile birlikte rahatlıkla söyleyebilirim ki program her geçen ders günü biraz daha ısınacak gibi duruyor.

Gelelim 2. haftanın notlarına:

İlk hafta kısaca üzerinde durduğumuz 140journos projesi oluşumunu bu sefer çok daha detaylı bir şekilde öğrenme fırsatı bulduk. 140journos'un isminin nasıl ortaya çıktığından, ekibin yaptıkları şeyin Vatandaş Haberciliği olduğunu anlamalarının hikayesine kadar bir çok şey konuşuldu. Hepsi çok ilginç ve ilhan verici hikayelerdi gerçekten. 

Türkiye'nin internet kullanıcısının nicelik olarak fazlalığının aslında vatandaş haberciliği için hem tüketim hem de üretim tarafında ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğu hakkında konuştuk.

Twitter'ın haber alma alışkanlıklarını değiştirmesi ve artık insanların oturum uzun dakikalarca haber izlemek yerine gün içinde parça parça haberleri tüketmek istediklerinden ve internetin haber tütekicisi üzerinde yarattığı tüketim alışkanları değişimi hakkında bilgiler aldık.

Ana akım medyanın içinde bulunduğu durum, 'kutsallık' kısvesi arkasına saklanıp habercilikten kopmaları, tarafsızlarını kaybetmeleri üzerinde uzun uzun konuştuk ki bu konuda herkes dertliydi ve söyleyecek sözleri vardı. 

Ana akım medya ile Vatandaş Gazeteciliğini karşılaştırdık:


Vatandaş haberciliği üzerine yapılan en büyük eleştilerden biri dezenformasyon olması. Bunları gidermek için neler yapıldığı, haberlerin aslında doğrulama olmadan, kaynak ve kanıt olmadan yayınlanmadığı üzerine bilgiler aktarıldı. Doğrulama ve kanıtlama için kullanılan araçlar ve uygulamalar hakkında bilgi alırken 140journos'un haberlerinde bu araçları nasıl kullandığına dair örnekler, videolar ve ses kayıtları dinledik.

Bu haftanın konuğu Serdar Akinan'dı.

VAGUS.TV projesini, nasıl kurulduğunu şu anda nasıl işlediğini ve yaşadığı zorluklar üzerinde bir çok bilgi aktardı. Medya'da uzun yıllar gördüğü olayları açık yüreklilikle anlatım medya'nın nasıl bir yozlaşma içinde olduğu bir kez daha göstermiş oldu. Medyanın ne halde olduğu kendileri zaten belli ediyorlar fakat Serdar Akinan'dan duyduklarımdan sonra artık bu oluşuma medya demek bile ne kadar doğru gerçekten kendi kendime soruyorum.

Serdar Akinan'ın anlattıklarından sonra ilk hafta ödevlerin inceleyerek devam ettik. Erkan Saka hoca Storify 'da hikaye oluştururken dikkat edilmesi konulara çok daha detaylı bir şekilde değindi.

140journos ekibi de yaptığımız haberler üzerinde detaylı incelemelerde bulunarak hem eksiklerimizi hem de bunlar dışında gelecekte oluşturulacak haberlerde nelere dikkat etmemiz gerekitiği konusunda bilgiler aktardı. Özellikle eğitimin bu bölümü benim açımdan son derece verimli geçti. 

Önümüzdeki hafta Vatandaş Gazeteciliği bölümünün 2. kısmında Doğrulama Araçları üzerinde detaylı bir şekilde eğitim görüyor olacağız. Burcu Baykurt Skype üzerinden eğitime bağlacak, 3. haftayı da merakla bekliyorum.

Notları yine SOZyal'de bulabilirsiniz...

Bu haftadan kalan bir hatıra ile yazının sonuna geliyorum...

Görüşmek üzere...



Sevgiler,

Serhat Öz


26 Ekim 2013 Cumartesi

Yurttaş Gazeteciliği

Yurttaş Gazeteciliği kavramını bugunlerde sıkça duyduğunuza eminim. Türkiye'de özellikle 2013 yazının başları Yurttaş Gazeteciliği anlamında yükselme devri niteliğindeydi. Dünya'da Occupy ve Arap Baharı gibi kitlesel hareketlerinde ana akım medyanın uyguladığı sansür ve tekelci yaklaşım bu bağımsız ve özgürlükçü gazetecilik hareketini daha da hızlandırdı.

 

Dünya'nın hiç bir ülkesinde özgür ve bağımsız olmayı başaramayan medyaya karşı, özgür haberciliği ve bağımsızlığı savunan Yurttaş Gazeteciliğinin yükselişi hiç birimiz için sürpriz olmamalı.
 


Mobil teknolojilerinin hızlı yükselişi ve gönüllülerin beklenenden fazla katılımı ile bir kısım için Yurttaş Gazeteciliği, ana akım medyanın yerini almış durumda. Özellikle "Gezi Olayları" sırasında Twitter'ın haberleşmedeki büyük katkısı, Vine'da yayınlanan görüntüler, ana akım medyada gösterilmeyen, sansüre uğrayan bir çok şeyi görmemizi sağladı.
 
Gönüllü bir hareket olması sebebiyle ana akım medya mensuplarının belki de gitmeye bile cesaret edemediği noktalarda Yurttaş Gazetecilerini görebilirsiniz. Özellikle foto-muhabirliği anlamında ders niteliğinde haberler imza attıklarını gözlemlemek oldukça kolay.


 
Ana akım medyada yaptıkları haberleri yayınlanmayan, sansüre uğrayan medya mensuplarının da "anonim" olarak Yurttaş Gazetecilerine destek olduğunu, haber desteği sağladıklarını biliyoruz. Burada ayrı bir parantez açarak belirtmek gerek, ana akım medyada çalışmaktan rahatsızlık duyan, kendisini özgür hissetmeyen bir çok ismin de istifa ederek kendi haberlerini internet tabanlı kendi yayın organları üzerinden gerçekleştirdiğini biliyoruz.
 
 
 

Yurttaş gazeteciliğinin en fazla eleştiri aldığı konu haberlerin doğrulanaması. Sosyal Medya'da yazılan "her şeyin" kurgu olduğunu savunan gruplar, gönüllü gazetecilik yapmaya çalışan bu gönüllüleri yalan haber yapmakla suçluyor ve yıpratmaya çalışıyor. Fakat durum hiç de böyle değil. Gönüllü olarak gazetecilik yapan bu gruplar, haberin bire bir olarak içinde oldukları için çektiği fotoğraflar, kısa videolar ve yaptıkları canlı yayınlar ile 'yalan haber' suçlamasını kolayca çürütebiliyorlar. Kendilerinin bulunmadı fakat kendilerini ulaştılan haberleri kesin olarak doğrulamadıktan sonra yayınlamıyorlar. Olağan üstü durumlarda büyük bilgi akışı olan zamanlarda bile yaptıkları yanlış bilgilendirmeden korkusuzca geri dönüp özür dilemekten hiç kaçınmıyorlar.

Dünya'da ve Türkiye'de etkisi giderek artan Yurttaş Haberciliği, halk arasında büyük sempati duyularak büyümeye devam ediyor. Siz de bağımsız haber istiyorsanız bu grupları takip etmelisiniz.


Teşekkürler,

Serhat ÖZ